 Hecelere bölsem de seni, içimden söküp atamıyorum ki! Adın bölünüyor ama aşk çarpıyor beni... Zoraki bir tebessümün ardından tatlı bir sohbet ve anason kokusunun sarhoşluğuyla başlamıştı her şey...
Yanmıştık, yakmıştık... Bir kış günü içimizi umutla ve tutkuyla sıcak tutmayı başarmıştık... Sonra dört koca seni geçti... Ayna olduk birbirimize... Ağladık, yalvardık, bağımlı olduk, ayıldık... Sebebini bilmediğimiz acıların tüm hırsını zamanla birbirimizden aldık...
Adın aşktı senin, biliyordum... Önce başımı döndüren sonra hayallere sürükleyen... Zaten ilk görüşümde sürmüştüm umutlarımı tılsımlı gülüşüne...
Sen benim yanımda kendin gibi kalabilirken, ben de senin yanında kendim olabildim... Birbirimize gösterdik maskeleri çıkmış halimizi... Sırlar paylaştık, sır gibi adı mühürlü bir duygu yaşadık...
Biliyorum bitmeyecek bendeki bu aşk. Biliyorum sönmeyecek sendeki aşk... Aramıza ne girerse girsin, düştüğümüzde karanlık kuyulara, yine el uzatacağız, yardım edeceğiz birbirimize içimizdeki tutkuyla...
Ne sen çıkarabileceksin beni tam anlamıyla hayatından, ne de ben seni sileceğim aklımdan ve ruhumdan... Ne sen maskenin yırtılan köşesini başkasına gösterebileceksin, ne de ben...
O halde; yine acıyla, yine aşkla, yine tutkuyla ve yine şefkatle bir gün tekrar sarılacağız yırtılan maskemizden sıyrılmak için birbirimize... |